SİZ NE GÜZELDİNİZ BENİMLE BİLEMEZSİNİZ

Siz ne güzeldiniz benimle bilemezsiniz

A harfinden bir çarşı güneşi yüzünüzde

Hèlene uyruklu bir rüzgârdınız her şiirde

Benimdi, Ronsard’ın bir ülkesiydi yeriniz.

Şimdi kim bilir İstanbul’sunuz değilsiniz

Bir f’diniz Önasya’larda o şey evlerde

Şimdi nasıl bir yalnızlık eser yüzünüzde

Uzun sular olur duymak gibi bir şeydiniz.

Şimdi h, şimdi M sesi ilk nasıl karanlık

İpek gibiydiniz iyisi mi anlatmamalı

Ben yokum ya yoksunuz bakın nasıl artık.

Şimdi bakın nasıl bir yalnızlık vuran benden

Şimdi şiirlerde benim yazdığım sıkıntı

Bayılırsınız bir rüzgâr oynatsam ülkemden.

                                                      Çivi Yazısı

Hızla Gelişecek Kalbimiz -Şair: Turgut Uyar

hızla gelişecek kalbimiz 

kalbimiz hızla. 

sürgünlerin umutsuzluğunda 

kırık kalpler, yaralılar, onulmazlar 

farksız çarpanların umutsuzluğunda 

ve köprü başlarının umutsuzluğunda 

ve köprü başlarının umudunda. 

sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara 

temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda 

ve eski dağlarda, eski dağlarda kış 

kovalarken ülkesini 

hızla gelişecek kalbimiz. 

kendi öz hüznümüzün öz tarlasında 

bozkır dayanıklılığımızın tarlasında 

kalbimiz 

ellerimiz ayaklarımız arasında 

ve kimsenin bölemediği şarkıyı 

güllerin, buğdayların ve acının şarkısını 

bir haziran uygulayacak sesimize. 

sütçünün sesiyle birlikte 

erkenci işçilerin sesiyle birlikte 

şoförün sesiyle birlikte 

sabaha başlamış sarhoşların sesiyle birlikte 

yaman sarhoşların sesiyle birlikte 

ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların 

ve herkesin ve herkesin 

sesleriyle birlikte 

bir haziran uygulayacak 

kimse bölemeyecek ve kalbimiz 

hızla gelişecek. 

yıkıntılara karışan eski bir bahar 

büyük olmaya elverişli bir bahar 

eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen 

insanlara göre bir bahar 

suların kana kestiği yahut 

suların kana kestiği bir bahar. 

hızla gelişecek kalbimiz 

bir mavilik kalıbında 

bir odada, en olagel bir odada 

en sade, en insanca bir odada 

bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada 

bir kadın bir erkeğin 

bir kadınla bir erkek olduğu 

ellerin ve omuz başlarının 

birbirini bulduğu. 

birden gerçekliğini algılayarak 

saat çalınca ve görünce güneşi 

birden vazgeçilmezliğini algılayarak 

önemli ve gerekli buluşunu kendini 

birden hatırlayarak 

geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini 

ve her şeye ve ölüme kalbimiz 

hızla gelişecek 

çağımıza pek uygun bir hızla 

gelişecek kalbimiz 

kalbimiz 

yerin ve göğün alt edilmez bir dirilikte olduğu 

tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz. 

kalbimiz 

kalbimiz hızla gelişecek.

GÜL

Gülün tam ortasında ağlıyorum

Her akşam sokak ortasında öldükçe

Önümü arkamı bilmiyorum

Azaldığını duyup duyup karanlıkta

Beni ayakta tutan gözlerinin

Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum

Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz

Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum

İstasyonda tiren oluyor biraz

Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım

Gülü alıyorum yüzüme isürüyorum

Her nasılsa sokağa düşmüş

Kolumu kanadımı kırıyorum

Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı

Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene

Cemal Süreya


SARI ERİK AĞACI YA BİZ HİÇBİR YERDEYSEK

Bazı zamanlarımı uyur vaziyette- vazifesiz geçiriyor olmamın, ancak sancısını çekecek olan bir ben tanımayı yeğlerdim.
Ama ona bile acizim,bir vakit sonra öpülmeyen yabani bir çiçeğin içine çekilip-kendi kendini yok etme sanatına intikal ediyorum.
Tam olarak ifade ettiğim bir gerçeğin içindeyim,öyle sanıyorum ki birçoğumuzun çalınan öz gerçekleri ile fukaraca ilgilenen binlerce kişiden yalnız biriyim.
Bu yüzden solgun siyahın içinden çıkan grilikleri ayırt edip, onları kendime çekemem.
Çünkü bunu yaparsam fazlasıyla canım bedenimden çıkıp-ruhum da yaşamak için fırsat bulacaktır.
Her ne pahasına olursak olalım bizler sanırım bir yerden sonra pes edip, paslaşmalara geçiyorduk.
Buna karşın bir biblo gibi yerimizden kırılıncaya değin ayrılmıyorduk,
ya da modamızın geçmesini beklerken o devasa boşa geçen zamanlar gibi,uzakları gitmemişken
Kendimize zalimce yakın kılıyorduk.
Bu da bir nevi işkenceydi.
Karşılaştığımız her şeye niçin mücadele gözüyle aptalcasına bakınıyorduk ki,sanki?
Hep bu yüzden tatlı düşlerden arınıp olgunlaşan lanetlerimizi bir bir, ısırıp tüketmiyor muyduk canlarımızı?
Herkes rolünden de memnun muydu ayrıca? Asla olamayız -bizler hiçbir vakit bir anlayış 
ve hoşgörü bahçesi elde edip, oraları kendi içimizden dış dünyaya vererek, bağışlanmayı da hiçbir vakit umursamamıştık ki.
İşte bu yüzdendi kendimizi hiçbir yere ait hissetmeyişlerimiz.
…

(Meral Meri)

SARI ERİK AĞACI YA BİZ HİÇBİR YERDEYSEK

Bazı zamanlarımı uyur vaziyette- vazifesiz geçiriyor olmamın, ancak sancısını çekecek olan bir ben tanımayı yeğlerdim.

Ama ona bile acizim,bir vakit sonra öpülmeyen yabani bir çiçeğin içine çekilip-kendi kendini yok etme sanatına intikal ediyorum.

Tam olarak ifade ettiğim bir gerçeğin içindeyim,öyle sanıyorum ki birçoğumuzun çalınan öz gerçekleri ile fukaraca ilgilenen binlerce kişiden yalnız biriyim.

Bu yüzden solgun siyahın içinden çıkan grilikleri ayırt edip, onları kendime çekemem.

Çünkü bunu yaparsam fazlasıyla canım bedenimden çıkıp-ruhum da yaşamak için fırsat bulacaktır.

Her ne pahasına olursak olalım bizler sanırım bir yerden sonra pes edip, paslaşmalara geçiyorduk.

Buna karşın bir biblo gibi yerimizden kırılıncaya değin ayrılmıyorduk,

ya da modamızın geçmesini beklerken o devasa boşa geçen zamanlar gibi,uzakları gitmemişken

Kendimize zalimce yakın kılıyorduk.

Bu da bir nevi işkenceydi.

Karşılaştığımız her şeye niçin mücadele gözüyle aptalcasına bakınıyorduk ki,sanki?

Hep bu yüzden tatlı düşlerden arınıp olgunlaşan lanetlerimizi bir bir, ısırıp tüketmiyor muyduk canlarımızı?

Herkes rolünden de memnun muydu ayrıca? Asla olamayız -bizler hiçbir vakit bir anlayış 

ve hoşgörü bahçesi elde edip, oraları kendi içimizden dış dünyaya vererek, bağışlanmayı da hiçbir vakit umursamamıştık ki.

İşte bu yüzdendi kendimizi hiçbir yere ait hissetmeyişlerimiz.

(Meral Meri)